Kül Kedisi

külkedisi masalı
Külkedisi masalı, iyilik, sabır ve umudun her türlü zorluğun üstesinden gelebileceğini anlatan klasik bir çocuk masalıdır. Annesini kaybeden ve üvey annesi tarafından haksızlığa uğrayan Külkedisi, iyi kalbi ve nazik davranışları sayesinde mutluluğa ulaşır. Peri Anne’nin yardımıyla katıldığı baloda Prens’le tanışan Külkedisi’nin hikâyesi, sevgi, affetme ve adalet duygusunu çocuklara sade bir dille aktarır. Okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklar için uygun hale getirilmiştir. Külkedisi Sindirella masalı değerler eğitimi ve hayal gücünü destekleyen anlatımıyla öne çıkar.

Kül Kedisi Masalı

Bir varmış, bir yokmuş; evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak bir krallıkta Külkedisi adında, kalbi iyilikle çarpan bir genç kız yaşarmış. Annesini küçük yaşta kaybedince, babası ona bir anne şefkati göstermesi için yeniden evlenmiş. Ancak kısa süre sonra babası da vefat edince, Külkedisi bencil üvey annesi ve onun kıskanç iki kızıyla bir başına kalıvermiş.

Üvey annesi, Külkedisi’nin iyi kalbini ve nazik davranışlarını kendi kızlarından üstün gördüğü için ona içten içe büyük bir kin beslemiş. Onu evin tüm ağır işlerini yapmaya zorlamış; sabahın erken saatlerinden gece geç vakitlere kadar yerleri sildirmiş, şömineyi temizletmiş ve onu tavan arasındaki küçük bir odada kalmaya zorlamış. Külkedisi, her zaman küller içinde çalıştığı ve eski püskü elbiseler giydiği için ona “Külkedisi” demeye başlamışlar.

Bir gün, kralın yakışıklı oğlu onuruna büyük bir balo düzenleneceği haberi tüm krallığa yayılmış. Üvey kız kardeşler haftalarca hazırlık yapmışlar; en süslü kumaşları diktirip en gösterişli takıları takmışlar. Külkedisi de baloya gitmeyi çok istemiş ama üvey annesi ona bitmek bilmeyen işler vererek bunu engellemiş. Ailesi evden ayrılıp saraya doğru yola çıkınca, Külkedisi bahçedeki ağacın altında gözyaşlarına boğulmuş.

Tam o sırada etrafı göz kamaştıran ışıklar sarmış ve bir Peri Anne belirivermiş. Peri Anne, sihirli değneğini bir dokunuşla havaya sallamış; bir balkabağını altın bir arabaya, fareleri soylu atlara, Külkedisi’nin paçavralarını ise pırlantalarla süslü muhteşem bir elbiseye dönüştürmüş. Ayağına ise dünyada eşi benzeri olmayan camdan ayakkabılar giydirmiş. Ancak onu nazikçe uyarmış:
“Bu sihir, saat gece yarısını vurduğunda son bulacak. O zamana kadar eve dönmelisin.”

Külkedisi saraya vardığında, zarafeti ve içten gülümsemesiyle herkesin dikkatini çekmiş. Prens, bu gizemli kıza ilk görüşte hayran kalmış ve gece boyunca sadece onunla dans etmiş. Külkedisi mutluluktan zamanın nasıl geçtiğini anlamamış; saat kulesinden ilk “dong” sesi yükselince Peri Anne’nin uyarısını hatırlayıp hızla merdivenlere koşmuş. O aceleyle kaçarken cam ayakkabılarından biri ayağından çıkıp merdivenlerde kalmış.

Saat tam on ikiyi vurduğunda Külkedisi, sarayın dışında yine eski giysileriyle kalakalmış; elinde ise cam ayakkabının teki varmış. Ertesi gün Prens, ayakkabının sahibini bulmak için tüm krallığı dolaşmaya başlamış. Ayakkabı en sonunda Külkedisi’nin evine ulaşmış. Üvey kız kardeşler ne kadar uğraşsalar da ayakkabıyı ayaklarına sığdıramamışlar.

Sıra Külkedisi’ne gelince, ayakkabı ayağına tam oturmuş. Prens, aradığı kişinin o olduğunu hemen anlamış. Külkedisi, yaşadıklarını unutmadan ama kalbinde kin taşımadan saraya gitmiş. Prens ile Külkedisi görkemli bir düğünle evlenmişler ve sevgi, saygı ve mutluluk içinde bir ömür yaşamışlar.

Masalın yazarı; Charles Perrault